Bazı insanlar eksik oldukları için arayışa çıkmaz.
Tam tersine…
Her şeye sahip oldukları hâlde içlerindeki boşluğu susturamadıkları için yola çıkarlar.
Poena, ACORION evreninin belki de en sessiz çığlığıdır.
İlk bakışta onu tanımlamak kolaydır.
Zengin bir aile.
Kusursuz bir eğitim.
Saygın bir soy.
Güzellik.
Başarı.
Hayranlık uyandıran bir hayat…
Dışarıdan bakıldığında bir insanın isteyebileceği hemen her şeye sahiptir.
Ama insanın sahip oldukları ile mutlu olması gerektiğini kim söyledi?
Mutluluk ile Doyum Aynı Şey Değildir
Poena’nın en büyük çatışması, yoksulluk ya da başarısızlık değildir.
Onun savaşı çok daha görünmezdir.
İnsan bazen bütün hayallerine ulaşır…
Sonra da neden hâlâ eksik hissettiğini anlayamaz.
Poena tam da bu duygunun beden bulmuş hâlidir.
Yaşadığı şehir ona yetmez.
Bulunduğu dünya ona küçük gelir.
Gezegeni bile dar gelir.
O, sadece daha fazlasını isteyen biri değildir.
Belki de hiçbir zaman buraya ait olmadığını hisseden biridir.
Güçlü Görünmek ile Güçlü Hissetmek Arasında
Poena bulunduğu her ortamda dikkat çeker.
Kendinden emin yürüyüşü…
Zarif ama güçlü duruşu…
İnsanların dönüp bir kez daha bakmasına neden olan güzelliği…
Bunların hiçbiri tesadüf değildir.
Çünkü insanlar çoğu zaman dışarıdan görünen karaktere hayran olurlar.
Ama ACORION’un ilgilendiği şey görünmeyendir.
Poena’nın gerçek yüzü, kalabalıkların dağıldığı anlarda ortaya çıkar.
Yalnız kaldığında…
Artık ne güzelliği önemlidir…
Ne de insanların ona duyduğu hayranlık.
Geriye yalnızca tek bir soru kalır.
“Ben gerçekten ait olduğum yerde miyim?”
Bir Tasarımcıdan Fazlası
Poena’nın en büyük hayali ünlü bir moda tasarımcısı olmaktır.
Fakat bu hayal bile aslında görünenden farklıdır.
O yalnızca kıyafet tasarlamak istemez.
İnsanların zihninde iz bırakmak ister.
Hatırlanmak ister.
Dünyanın her yerinde bilinmek ister.
Belki de bu istek şöhret arzusu değildir.
Belki de unutulmaktan korkan bir ruhun sessiz çabasıdır.
İnsan Neden Sürekli Yeni Şeyler Arar?
Yeni şehirler…
Yeni insanlar…
Yeni deneyimler…
Poena bunların peşindedir.
Çünkü bazı insanlar bulunduğu yere alışamaz.
Bazıları ise hiçbir yere ait hissedemez.
ACORION’un en önemli sorularından biri de budur.
İnsan gerçekten yeni yerler mi arar…
Yoksa kaybettiği kendisini mi?
Kusursuz İnsan Diye Bir Şey Yoktur
Poena’nın kişiliği tek renkten oluşmaz.
Bazen çocuk gibi sevinir.
Bazen en küçük olayda hayata küser.
Bazen cesurdur.
Bazen kırılgandır.
Arkadaşları ona zaman zaman “birkaç kişiliğin var” diye takılır.
Oysa belki de bu çelişkiler, insan olmanın doğal hâlidir.
Çünkü hiçbirimiz tek bir karakterden oluşmuyoruz.
Hepimizin içinde konuşan farklı sesler var.
ACORION’da Poena Neyi Temsil Ediyor?
Poena yalnızca bir roman karakteri değildir.
O; modern insanın görünmeyen yalnızlığını temsil eder.
Her şeye sahip olmasına rağmen eksik hissedenleri…
Kalabalıklar içinde kendini yalnız bulanları…
Başarının mutluluk getireceğine inanıp sonunda yine aynı boşlukla karşılaşanları…
Belki de bu yüzden Poena, okurken en kolay bağ kurulan karakterlerden biridir.
Çünkü onun hikâyesi yalnızca gelecekte geçen bir bilim kurgu hikâyesi değildir.
Bugünün insanını anlatır.
Belki de En Büyük Hapishane…
ACORION boyunca Poena’nın çıktığı yolculuk yalnızca yeni gezegenlere doğru değildir.
Asıl yolculuk kendi içine doğrudur.
Çünkü insan bazen en uzak yıldızlara ulaşabilir.
Ama kendi zihninin sınırlarını aşamaz.
Ve belki de…
İnsanın en büyük hapishanesi, ait olmadığını düşündüğü bir dünyada yaşamaya çalışmasıdır.
Poena Hakkında Siz Ne Düşünüyorsunuz?
Poena sizce gerçekten doyumsuz biri mi?
Yoksa sahip olduğu her şeye rağmen kendisini bu dünyaya ait hissedemeyen bir ruh mu?
Düşüncelerinizi yorumlarda paylaşabilirsiniz.

Kayıt üzerine konuşalım.
Bir cümle, bir itiraz ya da yeni bir teori… Düşünceniz bu kaydın devamına dönüşebilir.
Sohbete katılmaya hazır olduğunuzda…
Yazılar herkese açık. Yorum bırakmak ve okur tartışmalarına katılmak için sisteme giriş yapmanız yeterli.
Henüz yorum yok.
Bu kaydın altına ilk düşünceyi bırakan siz olabilirsiniz.